Kayıtlar

Ekim, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Anadolu Tarih - Cumhuriyet Bayramı Mesajı

Resim

Kutlar / Gutlar

Resim
M.Ö. 2500 yıllarında Mezopotamya’nın kuzeyinde16 hüküm sürmüş Kutların Türkçe konuşan bir kavim olduğu konusu bilim dünyasının aydınlattığı bir gerçektir. Kut kavminin Türk kökenli olduğunu ünlü Sümerolog Prof. Benna Landsberger, 1937’de yapılan Tarih Kurultayı’nda ATATÜRK’ün huzurunda
açıklamıştır.17 Landsberger, ölüm yılı olan 1968’e
kadar bu konuyu geliştirmeye çalışmış, konu ile ilgili olarak dersler ve konferanslar vermiştir. Kut dili ile Eski Türkçenin bağlantısı üzerinde çok emek harcamış, devrinin önemli bilim adamları olan A. von Gabain ve László Rásonyi’nin de onun görüşlerine katıldığı anlaşılmaktadır.Landsberger, Anadolu’da yaşamış Gutium yahut Kutium milletinin Kutlar olduğunu, bu kelimenin Akatça nispet eki -ium aldığını belirtmiştir.

Kütahya ilimizin eski kaynaklardaki ismi Kutium’dur. -ium’un Akatça nispet eki dikkate alındığında adı geçen şehrimizin kurucusunun Kut/Gutlar olduğu açık bir biçimde ortaya çıkmaktadır.

M.Ö. 400’de şimdiki Ordu ilimizin ismi Kotyora olar…

Osman Nevres'ten Bir Şiir

Resim
Senden Bilirim Yok Bana Bir Fâide Ey Gül


Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül

Etsem de abesdir sitem-i hâre tahammül

Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül!




Ellerle o zevk etdi ben âteşlere yandım

Çektim o kadar cevr ü cefâsın ki usandım

Derlerdi kabûl etmez idim, şimdi inandım

Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül!



Senden güzelim çare bana kat'-ı emeldir

Etsen dahi ülfet diyemem ellerle haleldir

Ağyâr ile gezsen de gücenmem ki meseldir

Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül!



Gördüm açılırken bu seher goncayı hâre

Sordum n'ola bu cevr ü cefâ bülbül-i zâre

Bir âh çekip hasret ile dedi ne çâre

Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül!



Bîgâne-edadır bilir ol âfeti herkes

Ümmîd-i visâl eyleme andan emelin kes

Beyhûde yere âh u figân eyleme Nevres

Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül...

Osman Nevres



Köktürklerde devlet dili Türkçe idi

Resim
K
“Devlet dili, resmî dil” gibi kavramlar ve bu kavramların yasalarda, anayasalarda yer alması modern zamanlara aittir. Ancak bu kavramları ifade eden terimlerin kullanılmadığı zamanlarda da devletlerin resmî belgelerinde, yazışmalarında, kanunlarında kullandıkları bir dil veya diller vardı. Dolayısıyla resmî yazışma ve belgelerde kullanılan dili modern zamanlarınterimiyle “devlet dili” olarak adlandırabiliriz.




Türklerde “resmîdil” terimi, 1876’daki ilk anayasa ile kullanıma girmiştir. Bu anayasanın 18. maddesi şöyledir: “Tebea-i Osmâniyyenin (Osmanlı teb’asının) hıdemât-ı devletde (devlet hizmetlerinde) istihdâm olunmak için devletin lisân-ı resmîsi (resmî dili) olan Türkçeyi bilmeleri şarttır.”




1876 anayasasının 57. maddesinde de meclisteki müzakerelerin Türk dili ile yapılacağı belirtilmiştir.




Osmanlı Yüce Devleti’nde 1876’dan önce de bütün resmî mevzuat ve yazışmaların dili Türkçe idi. Dolayısıyla Osmanlılarda devlet dili Türkçe olmuştur. Mesela Fatih Sultan Mehmed ile başlayan s…

Kazakistan’da Türklerin Eski Dönemlerine Ait Arkeolojik Kazılar

Resim
Kazakistan’ın başkenti Astana’ya 120 kilometre uzaklıktaki Kumay Nehri civarlarında yapılan arkeolojik kazılarda eski dönemlere ait tarihi buluntular inceleniyor




Kazakistan’ın başkenti Astana’ya 120 kilometre uzaklıktaki Kumay Nehri civarlarında yapılan arkeolojik  azılarda Türk nemlerine ait tarihi buluntular inceleniyor. Akdeniz Üniversitesi’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, L. Gumilev Avrasya Milli Üniversitesi’nin “Türk Jeopolitik Fenomeni: Kökeni ve Süreklilik Uluslararası Projesi” çerçevesinde, Kumay Türk Arkeoloji - Etnografya Kompleksi anıtlarında Prof. Dr. Ayman Dosimbayeva başkanlığında kazı çalışmaları yapılıyor. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA)tarafından desteklenen çalışmalara Türkiye’den de bilim adamları davet edildi. Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdullah Karaçağ ile Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ömer Zaimoğ…

Tengri - Kün Anıtı

Resim
Meksika'da kaya üzeri bediz. Bu bediz oldukça değerli. Çünkü Türk kaya üzeri bedizlerinde gördüğümüz iki ayrı betimlemeyi burada iç içe görüyoruz. Bunlar Türk "Tengri" (Tanrı) ve "Kün" (Güneş - Gün) yapılarıdır. Tengri betimlemesinin ve bu betimleme içinde yer alan düşünce yapısının çok eski dönemlerde Kün (Güneş Ana - dişil yapı) betimlemesi ve düşünce yapısından ortaya çıkmış olabileceğini yazıyorduk. Bu yapı çok benzer bir şekilde uzak akrabalarımız olan Amerika yerlilerinde de yer alıyor. İşte bu görsel tam da bunun sürecini bize yansıtıyor ve belgeliyor. Kendi kadim topraklarımızda ayrı ayrı gördüğümüz bu kendi içinden doğmuş iki kutlu yapının birleşimini ve sürecini uzak akrabalarımızdan daha açık şekilde öğreniyoruz.

Soçi'de Kanlı Kış Olimpiyatları

Resim
Soçi-Adler Havaalanı’nda Rus gümrük görevlisi “Benimle gel” dedi. Kıvrılan merdiven boyunca pasaport ve bilet kuyruğuna girmiş yolcuları yara yara zemin kata indirilip kapının önündeki otobüse bindirildim. “Pasaportum” dedim, “Uçakta alacaksın” yanıtını verdi. Pasaportumu uçağın kapıları kapandıktan sonra ismimi anons eden kaptanın elinden aldım. Belki bir deportasyonda rutin uygulama. Ama bu muamelenin bana fısıldadığı tek kelime vardı: “Sakıncalısın.” İlk 22 saatini susuz geçirdiğim, çoğu zaman tek başıma kaldığım koca salonda kâh volta atarak, kâh internette dolaşarak, kâh bekleme koltuğunda Rusça anons bombardımanı altında uyumaya çalışarak geçirdiğim 48 saatlik mahsuriyetin bende bıraktığı his buydu.


Sovyetlerin dağılışıyla Gürcistan’la zoraki birlikteliğine son vermiş ve 2008’de Güney Osetya’daki savaşın ardından Rusya’nın bağımsızlığını tanıdığı Abhazya yolcusuydum. Gürcistan üzerinden gitmek çok zor ve istenmeyen bir güzergâh olduğu için Abhazya’ya girmek için geriye tek yol …

Kaplumbağa Terbiyecisi'nin Sırrı

Resim
Türk resminde en çok bilinen tablo şüphesiz Osman Hamdi Bey’in Kaplumbağa Terbiyecisi isimli yapıtıdır. uzzle’ları ve reprodüksiyonları o kadar çoğaldı ki artık popüler bir figüre dönüştü düşünceli bir yüzle kaplumbağalara bakan adam. Onunla her yerde karşılaşmak mümkün hale geldi. Dizi sahnelerinde, karikatürlerde, hediyelik eşyalarda… Aslında her zaman yıldızı bu kadar parlak olmamıştı Kaplumbağa Terbiyecisi’nin.Tablonun 2000’li yıllara kadar esamesi bile okunmuyordu. Bırakın bir başyapıt kabul edilmeyi sanat tarihi kitaplarında adı bile geçmiyordu. Hatta yayınlanmış renkli bir baskısını gören dahi yoktu. Hiç var olmamış gibiydi Kaplumbağa Terbiyecisi. Ta ki 2004 yılındaki o meşhur müzayedeye kadar. Küresel kriz nedeniyle mallarına el konulan bir banka sahibi, TMSF tarafından iş adamının borçları karşılığında satılan bir tablo, Türkiye’nin iki büyük burjuva ailesinin yeni kurulmakta olan müzeleri için girdikleri amansız bir açık arttırma rekabeti ve tüm bunların sonucu 3.5 milyon d…

Katip Çelebi

Resim
1609′un şubat ayında İstanbul’da dünyaya geldi.. Katip Çelebi’nin asıl ismi Mustafa’dır. 14 yaşına kadar özel eğitim gören Kâtib Çelebi, 1623 yılında Anadolu Muhasebesi Kalemi’ne girdi. 4. Murat devrinde yapılan Doğu seferlerinde kâtip olarak yer aldı. 1635′te İstanbul’a dönerek kendisini tümüyle eğitime verdi. Devrin tanınmış bilginlerinin derslerine iştirak ederek medrese eğitimindeki eksikliklerini oldukça giderdi. Tarihten tıbba, coğrafyadan astronomiye kadar geniş bir ilgi alanı olan Kâtib Çelebi’nin aynı zamanda zengin ve büyük bir kitaplığı da bulunuyordu.. 1645′te sıra kendisine geldiği halde terfi etmediği için kalemdeki vazifesinden istifa etti. Ancak 1648′de Takvimü’t-Tevarih adlı yapıtı dolayısıyla şeyhülislam Abdürrahim Efendi aracılığıyla kalemde ikinci halifeliğe getirildi. Bundan sonra da öğrenme ve öğretme yolundaki gayretlerini devam ettiren Kâtib Çelebi peşpeşe yapıtlar vermeye başladı. Telif ve çeviri olarak yirmiyi aşkın kitap yazdı. En önemlileri tarih, coğraf…

Bir deniz imparatorluğu

Resim
- Türk Deniz Gücü'nün İspanya, Venedik, Ceneviz, Fransa ve Malta gibi denizci devletlerden oluşan Birleşik Avrupa Devletleri’ne karşı tek başına mücadele edebilmesi,

- Neredeyse bütün Osmanlı sahillerinin tersane ve liman şehirleri halini alması,

- Akdeniz’de Cezayir, Tunus, Trablusgarb, İskenderiye, Kıbrıs, Rodos, Sakız, Midilli veİnebahtı’nın; Kızıldeniz’de Süveyş, Cidde, Moha ve Aden’in; Basra Körfezi’nde ise Basra gibi eyalet ve sancakların birer deniz üssü ve filosu olarak şekillenmesi,

- Donanma'daki gemi sayısının 500'ü üstün donanımlı savaş gemisi olmak üzere 4.000 parçayı bulması,

- Karadeniz’in tamamının bir göl olarak yüzyıllar boyunca sadece iç ticarete açık tutulması,

- Akdeniz’in dünyanın en önemli uluslararası ticaret merkezi haline gelmesi,

- Bazı stratejik nehirlerde bile donanma bulundurulması ve tersaneler kurulması,


- 15-20.000 kilometreye kadar ulaşan sahil şeridinin yüzyıllar boyunca çok sayıdaki düşman devletlerden büyük ölçüde korunabilmesi,

- İspan…

Silistre Müdafaası

Resim
Mecid-i Tabya (Silistre Kalesi)
Osmanlı Devleti için büyük ehemmiyeti olan Silistre, 1854 yılı Mayıs ayında Ruslar tarafından muhasaraya alınmıştı. Osmanlı kumandanı Topçu Feriki(*) Musa Paşa'nın maiyetinde 10.000civarında bir kuvvet vardı. Muhasara sırasında Rus kumandanı yaralanınca yerine Gorçakofgeldi. 13 Haziran'da Ruslar bütün güçleriyle hücuma geçtiler. Muharebeler Mecidiye Tabyasıetrafında cereyan etti. Cesur ve kahraman Türk askeri müthiş bir çıkış yaparak Rus askerlerini en geri mevzilere kadar püskürttü. Gorçakof da yaralandı. Birçok Rus kumandanı öldü. Ruslar binlerce ölü, yaralı ve esir bırakarak geri çekildi. Bu büyük zafer Osmanlı ordusunun maneviyatını yükseltti. Ruslar panik içinde geri çekildi. Zafer ile beraber Silistre muhasarası da kalkmış oldu.

Bazı kaynaklarda bu muhasarada 15.000 Rus askerinin öldüğü ve bir o kadarının da yaralandığı kaydedilir. Osmanlı askerlerinden ise 3.000 şehid verilmiştir.

Ordu kumandanı Musa Paşa, muhasara sonlarına doğru namaz …

İstanbul’da Fatih Heykeli

Resim
Yerli ve yabancı yazarlar Babinger, Schlumberger, Runciman, İnalcık veya Emecen olsun ya da Fatih’in muasırları De Languschi, Kritovulos, Tursun Bey gibileri olsun; hepsinin birleştiği bir nokta var: 21 yaşındaki İstanbul fatihi büyük bir mareşaldir. Yanya’nın, Mora’nın, Bosna’nın coğrafyasını bilenler o zamanın deniz aşırı ülkeleri olan Trabzon’un, Kuzey Ege adalarının konumunu görenler, fetihlerle geçen 30 senenin pek eşi görülmeyen bir komutanın hayatı olduğunu teslim eder. Bütün bu başarılar yeni bir döneme ateşli silahlar devrine aittir. O yüzden de askeri tarihte ayrı bir önemi vardır.

Fatih’in kişiliği; “Yok içki içerdi, bilmem kimlere nasıl şiirler yazardı” gibi kısır bir toplumun yavelerinin ötesinde ele alınacak derin bir mevzudur. Yunancasının düzgünlüğünü De Languschi ve Kritovulos söylüyor. Topkapı Sarayı El Yazmalar Kütüphanesi’ndeki İlyada metinlerinin üstü, koyduğu şerhlerle doludur. İtalyanca biliyordu, Arapça ve Farsçada ise kalem oynatmıştır.

Doğru dürüst bir anıt y…

Enver Paşa başarabilseydi, Orta Asya çok farklı olacaktı

Resim
Bir Enver Paşa hayranı ve bu konuda ileride kitap yazmayı düşünen bir tarih düşkünü olarak,Murat Bardakçı'yı bu yazısından dolayı kutluyorum. Kendisine, son zamanlarda yerli yerinde yaptığı eleştiri ve yazılarıyla biraz sempati beslemeye başladım. Türbelerle ilgili yazısı, Topkapı Sarayı'ndaki Şaraplı konser gecesinden sonra verdiği tepki ve şimdi de bu yazısıyla ekstra bir ilgim oluştu. Ne zaman Türkistan ve Orta Asya İstiklal Mücadeleleri'nden bahsedilse, Enver Paşa gelir akıllara..

***

"Turan" yahut "dünya Türk birliği" gibisinden hayaller, Türkiye'de bir kesim arasında uzun yıllar bir moda ve derin bir ütopya idi ama bu hayalleri gerçek yapmak için bilfiil çalışan ve canını bile bu uğurda veren tek kişi, Enver Paşa olmuştu. Paşa, büyük bir aşkla sevdiği hanımı Naciye Sultan'a Orta Asya'dan hemen her gün yazdığı yüzlerce mektupta bu hayallerini ayrıntılarıyla anlatıyordu. İşte, Enver Paşa'nın sözkonusu mektuplarında Türkistan'dan …

Osmanlı'da Mekteb-i Sultani (1868 - 1923)

Resim
1 Eylül 1868 yılında sultan Abdülaziz tarafından kurulan Mekteb-i Sultani, ilk kuruluş sebebine yakın bir sebeple, yine devletin önemli kademelerindeki eğitimli eleman açığını kapamak amacıyla hizmete başlar. 1800'ler Osmanlı'nın Batı karşısında güç kaybetmeye başladığı yıllardır. Bunun neticesinde devleti yenilemek üzere önce Tanzimat Fermanı (1839), ardındanIslahat Fermanı (1856) ilan edilir. Ancak, istenen kapsamda geliştirilecek, Batılılaşmahareketinin esaslarını uygulayacak kadrolara gereksinim vardır. İşte bu kadroların kaynağı ise yeni düzenlemesiyle, Türkçe ve Fransızca eğitim veren Mekteb-i Sultani'dir. Fakat bu kez okul önceki dönemlerinden farklı olarak her dinden öğrenci kabul etmektedir. Bu durum ise, her dinin ruhani liderlerinin tepkisini çekmektedir. Nitekim, Papa IX. Pius Osmanlı uyruğundaki katoliklerden çocuğunu Mekteb-i Sultani'ye gönderenleri aforoz edeceğini açıklar. ArdındanRum Patriği, Yunanca eğitim verilmediği gerekçesiyle okulu yasaklarken, H…

Eşref Sencer Kuşçubaşı

Resim
Babasına Sultan Abdülhamit tarafından verilen bu çiftlikte anılarını yazan Teşkilat-ı Mahsusa’nın bu lideri o günlerdeki yaşantısını 1957 ‘de şöyle anlatmıştır ;



''Durmadan çalıştım..! Bu işe gönül vermiştim, mantık ne derse desin..! Hiç bir zaman filozof veya siyasetçi olmadım..! Bu işten iyi dostlar, yara izleri, kalça çıkığı, bir kaç madalya ve memleketim için çok iyi dövüştüğümü bilmenin verdiği tatmin dışında hiç bir şey elde etmedim..!''




Lawrence ile Arap Yarımadası’nda adeta kovalamaca oynar gibi çalıştıktan sonra Hayber’de, İngiliz, Hicaz kuvvetlerinin pususuna ve o günlerde dokuz cephedeki harbin en dikkate değer hadisesi telakki edilen Hicaz’daki, ağır yaralı İngilizlerin eline düşmüş, daha sonra Ürdün Kralı olan, asi Mekke Emiri Şerif Hüseyin Paşa’nın ortanca oğlu Emir Abdullah’a teslim edilerek, Mısır’a oradan da Malta’ya gönderilmiştim.




Mütarekenin imzasından sonra İngilizler bizi serbest bırakma kararı alınca şahsen dostluk kurduğum ve babası bizim cedl…

Yaşayan Osmanlı Efsaneleri

HAYATTAKİ OSMANLI ŞEHZADELERİ

Adı Doğum   Tarihi Doğum  Yeri  Soyundan Geldiği Padişah

Osman Bayezid 23.06.1924 Paris Sultan Abdülmecid
Dündar 20.12.1930 Şam Sultan İkinci Abdülhamid
Harun 22.01.1932 Lübnan Sultan İkinci Abdülhamid
Cengiz 20.11.1939 Kahire Sultan Mehmed Reşad
Osman Selaheddin 07.07.1940 İskenderiye Sultan Beşinci Murad
Ömer Abdülmecid 04.06.1941 İskenderiye Sultan Mehmed Reşad
Hasan Orhan 09.09.1946 Kahire Sultan Mehmed Reşad
Mehmed Ziyaeddin 17.09.1947 Kahire Sultan Mehmed Reşad
Selim 05.05.1949 Viyana Sultan İkinci Abdülhamid
Selim Cem 05.09.1955 Frankfurt Sultan Abdülmecid
Orhan 16.07.1959 Beyrut Sultan Abdülaziz
Orhan 25.08.1963 Şam Sultan İkinci Abdülhamid
Ziyaeddin 18.04.1966 ABD Sultan Mehmed Reşad
Orhan Murad 26.12.1972 İngiltere Sultan Beşinci Murad
Mahmud 27.04.1975 Londra Sultan Mehmed Reşad
Osman 23.08.1975 Salzburg Sultan İkinci Abdülhamid
Abdülhamid 20.09.1977 Salzburg Sultan İkinci Abdülhamid
Abdülhamid Kayıhan 04.08.1979 İstanbul Sultan İkinci Abdülham…

Zeki Müren'in BBC sohbetleri

Resim

Zeki Müren'siz 17 Yıl

Resim
Zeki Müren (d. 6 Aralık 1931, Bursa – ö. 24 Eylül 1996, İzmir), Türk Sanat Müziği sanatçısı.

Bursa’da başladığı orta öğrenimini İstanbul’da Boğaziçi Lisesi’nde tamamladı. İstanbul’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin Yüksek Süsleme Bölümü Sabih Gözen atölyesinden mezun oldu. Desen çalışmalarını öğrencilik yıllarından başlayarak pekçok kez sergiledi.

Zeki Müren, Bursa’da tamburi İzzet Gerçeker’den aldığı solfej ve usül dersleriyle musiki bilgileri öğrenmeye başladı. 1949′da, Boğaziçi Lisesi’nde okurken Agopos Efendi (sinema yönetmeni ve senaryo yazan Arşavir Alyanak’ın babası) ile udi Kirkor’dan aldığı derslerle de musiki eğitimini sürdü. Daha sonra fasıl musikisini iyi bilen ve geniş bir repertuvarı olan Şerif İçli’den çeşitli eserler meşk etti; Refik Fersan’dan, Sadi Işılay’dan, Kadri Şençalar’dan yararlandı.

1950′de sınavla İstanbul radyosu’na girdi. İstanbul radyosunda 1951′de, canlı olarak yayımlanan bir programda ilk radyo konserini verdi ve bu konseri çok beğenildi. Bundan so…