Kayıtlar

Haziran, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Takiyüddin Rasathanesi

Resim
Takiyüddin'in Rasathanesi (Dar-ü'r Rasad-ül Cedid), 1575 yılında Osmanlı bilgini Takiyüddin tarafından İstanbul'da Tophane sırtlarında kurulan gözlemevidir.

1571 yılında Osmanlı Sarayı'na müneccimbaşı olarak atanan Takiyüddin'in padişah III. Mehmet'e, ünlü müneccim Uluğ Bey'in hesaplarının eskidiğini belirten raporunu sunmasından sonra kurulmuştur. 1580 yılında, Şeyhülislam Kadızade'nin onaylayan fetvası ve padişah III. Murat'ın emriyle rasathane denizden topa tutularak yıkılmıştır.

İlber Ortaylı'ya göre İstanbul'daki bir depremden sonra halk ayaklanmış ve depremin rasathane yüzünden olduğunu söylemişlerdir. Sarayın önünde büyük gösteriler olmuş, bunun üzerine III. Murat, denizden top atışı ile rasathaneyi yıktırmak zorunda kalmıştır.




Tarih Tarih


Yüksek Mu Uygarlığı Taşıyıcısı Naga’lar

Resim
Göksel uygarlık niteliğini taşıyan bir uygarlığın toplumsal her türlü soyut-somut değerleri ve teori-pratikleri de öylesine göksel oluşun görkemini taşır. Naga’ların tarihinin şimdilik meçhul derinlikleri içinde dünya ölçülerine ilişkin çok yüksek bir kalıtın sahipleri olduğu söylenmektedir.


Düne ait genel bir objektif ve sübjektif kanıya varabilmek ve idrake ulaşabilmek, ancak düne ve bugüne ait her şeyin birlikte analiz-senteziyle mümkündür. Bu yüzden Naga’ları da Mu hakkında bazı anlayış ve bilgilere ulaşabilmek için yeterince bilmek zorunludur.





Aydınlatılmış Yer Altı Kentlerinde Yaşayan
Yılanlar Irkından Naga’lar


Değerli taşlarla aydınlatılmış görkemli mağaralarda yaşayan, yılanlar ırkından olan Naga’ların varlığı, Hindistan’ı eski bilgi kaynaklarında (lore) kesin bir şekilde belirtilmiştir. Son derece güzel insan simalarına ve Nether dünyası Patala’dan çıkrıklarında göklerde uçmak yeteneğine sahip olan bu varlıklar, engin bilgelikleriyle ün yapmışlardır. Nagalar ve Naginiler, ç…

Geçmiş Uygarlıklara Ait Kronikler

Resim
Dünya üzerinden yüz bin ve milyon yıllardır gelip geçen Yüksek Uygarlıkların kesin tarih-zamanları daima Göksel Yöneticiler tarafından bulanıklaştırılmıştır. Bunun daha sonra başka yapıtlarımızda anlatacağımız çok önemli nedenleri vardır.İnsanlığın konuları değerlendiriş kavramları, araçları, mantıkları, kabullerin öylesine değişik oluşu da kuşkusuz uzak geçmişin kesin kronolojik tasniflerinin yapılışını önlemektedir. Daha düne değin bir Hitit Uygarlığı İ.Ö.2 veya 3000’e dayandırılırken bazı yeni buluntu ve değerlendirmeler ile bu tarih İ.Ö. 9000 e kadar çıkmıştır.


Her biri bir karşılaştırma bilgisi olarak kesinlikle göz önünde tutulması gereken ipuçları veren çeşitli tarihsel saptamaları aşağıda veriyoruz


a- Çeşitli Görüşlerle Saptanan Mu’ya Ait Tarihler

b- Batık Kıtaların Yerleri ve Batış Tahmini, Tarihleri

c- Yitik Uygarlıklarla İlgili Çeşitli Kolonik Merkez ve Uygarlıklar


- 300.000.000 yıl önce: Pasifika adı verilen kıta parçalanmaya başlar.(Amerikalı iki jeofizikçiye göre)


- 20…

Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri Ruhu

Resim
Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik olarak ayrılan Osmanlı Devleti yaşamının sonuna gelmişti.
Osmanlı hükümeti Wilson ilkeler çerçevesinde bir mütareke yapmayı amaçlamış ve bu amaçla Mondros'a gitmiş ise de burada umduğunu bulamamış ve Londra'da hazırlanan bir mütarekeyi imzalamak zorunda kalmıştır.(30 Ekim 1918)

İngiliz diplomatlarının özenle seçip mütareke metnine yerleştirdikleri kavramlar, hükümler devletin toprak bütünlüğünü bozucu, ulusun bağımsızlığını tehdit edici nitelikler taşıyordu.

Osmanlı yönetimi ise yenilmişlik psikozu ile hareket ediyor, yenen devletleri gücendirici tavır ve davranışlardan kaçınıyor, ülkeyi o günkü kötü duruma sokan İttihat ve Terakki yönetimini suçluyor, İttihatçıları yönetimden uzaklaştırmaya çalışıyordu.

Devleti savaşa sürükleyerek dağılmanın eşiğine getirmekle suçlanan İttihat ve Terakki Partisi'nin önde gelen kişileri yurt dışına kaçıyor, kalanlar partinin feshini kararlaştırıyordu. Böylece yıllardan beri ülke yönetiminde egemen olan …

Kırım Savaşı

Resim
Çar I. Nikola St. Petersburg’taki Britanya büyükelçisine Osmanlı İmparatorluğu’ndan
“Avrupa’nın hasta adamı” diye bahsetmiş ve bir an evvel bölüşülmesi keyfiyetini ileri sürmüştü. Çar’ın yanlış zamanda, yanlış adama, yanlış bir işlemden bahsettiği açıktır.

1839 Tanzimat fermanının ilanı ve ardından gelen reformlar İngiliz kamuoyunda, ama daha çok İngiltere’yi yönetenlerde Osmanlı İmparatorluğu lehine görüşler yaratacaktı. İngiliz İmparatorluğu Doğu’daki varlığını zayıflayan ama her şeye rağmen geçirmekte olduğu reformlar dolayısıyla Rusya’ya karşı durabilecek Osmanlı İmparatorluğu’na borçlu olduğunu biliyordu. Tanzimat bürokrasisi gelenekle birlikte yenileşmenin başarılı bir örneğini verdi. Mustafa Reşit Paşa, Mehmet Emin Ali Paşa,Keçecizade Fuat Paşa gibi diplomat devlet adamları Batı’daki idareci çevrelerin saygınlığını kazanmışlardır. Bu grubu sefaret paşaları diye nitelemek çağdaş Türk tarih yazıcılığının en büyük hatalarından biridir.

1848’de Macarlar ayaklandı. Kossuth Layos önd…

Tiryaki Hasan Paşa ve Kanije Müdafaası

Resim
Türklerin Avusturyalılara karşı Kanije'de yaptığı savunma (1601). 1600 yılında Kanije Kalesi fethedilerek, beylerbeylik hâline getirildi ve idâresi Tiryaki Hasan Paşa'ya verildi. Ertesi sene Avusturya Arşidükü Ferdinand 50.000 kişilik kuvvet, 42 büyük topla Kanije önüne gelerek kaleyi kuşattı. Orduda, başta Avusturya ve Almanlar olmak üzere İtalya, İspanya, Papalık ile gönüllü Fransız ve Macar birlikleri bulunmaktaydı. Kaledeyse, sadece 5000 civarında mücahid vardı.











9 Eylül günü kaleyi bombalamaya başlayan müttefikler, günde ortalama 1500 gülle atıyorlardı. Açılan gedikler, geceleri binbir müşkülatla, mümkün mertebe kapatılıyordu. Hasan Paşa, Vezir-i âzama haber göndererek yardım talep ettiyse de bir netice elde edemedi. Ancak, Paşa bu durumu askere sezdirmedi. Düşman kaleye girebilmek için varını yoğunu ortaya koyuyordu. Nehir üzerine köprü kurdularsa da, Hasan Paşa, geceleyin bu köprüyü yaktırdı. İkinci köprülerini de çengellerle içeri çektirdiğinden, üzerindekiler nehre at…

Adem’in Çocukları

Sultan Mehmet, bir gün dışarıda gezerken, yanına bir dilenci gelir ve para ister. Fatih Sultan Mehmet ise dilenciyi geri çevirmek istemez ve bir altın verir fakat dilenci aldığı parayı az bulur.

“Aman Sultanım, koskoca padişah kardeşine bu kadar az para verir mi?”

Padişah, nereden kardeş olduklarını sorunca da şöyle cevap verir dilenci:

“İkimiz de Hazreti Adem’in çocuklarıdeğil miyiz? O nedenle biz kardeşiz.”

Sultan’ın ise cevabı gecikmez: “Kardeş olduğumuzu sakın ola ki başkasına söylemeye kalkma. Diğer kardeşlerimiz de pay isterlerse sana zırnık bile düşmez.”


@oguzhankocblog

Napolyon’un Fatih hayranlığı

Resim
Napolyon Bonaparte’ın St. Helen Adası’nda sürgünde olduğu günlerde “Fatih Sultan Mehmet mi büyük, yoksa siz mi daha büyüksünüz?” şeklinde bir soru sorarlar. Fransız hükümdarı derin bir iç çekerek cevap verir:

“Büyüklükte ben onun eline su bile dökemem, çünkü ben, kılıçla fethettiğim yerleri henüz yaşıyorken kaybetmiş bir bedbahtım. Fatih ise fethettiği yerleri nesilden nesle intikal ettirmenin sırrına ermiş bir bahtiyardır.”


@oguzhankocblog

Fatih Sultan Mehmet ile İki Papaz

Resim
İstanbul’un fetheden Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’daki tüm hükümlüleri serbest bırakır. Fakat hükümlüler arasınki iki papazzindandan çıkmak istemezler. İnsanlara eziyet eden Bizans İmparatoru’na, adaletli olmasını söyledikleri için hapse atılan papazlar, bundan böyle hapisten çıkmamaya yemin etmişlerdir.

Olaydan haberdar olan sultan papazları huzuruna çağırır, hikâyelerini dinler ve onlara şöyle der:

“Sizlere bir teklifim var. Sizler İslam adaletinin uygulandığı bu toprakları geziniz, Müslüman hâkimlerin ve halkımın davalarını dinleyiniz. Eğer hayata küsmenize sebep olan adaletsizliğe burada da rastlarsanız gelip bana bildiriniz ve önceden verdiğiniz kararınız doğrultusunda uzlete çekilerek hâlâ küsmekte haklı olduğunuzu kanıtlayınız.”

Bunun üzerine papazlar zaman kaybetmeden yola çıkarlar. İlk durakları Bursa’dır. Orada bir olayla karşılaşırlar. Bir Müslüman’ın, “Hiçbir kusuru yok” denilerek bir Yahudi’den satın aldığı atın hasta olduğu ortaya çıkar. Müslüman, sabah olur olmaz kadının …

Türk Destanları [ Turkish SNap Empire ]

Resim
Tüm dünya da olduğu gibi Türk Edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde “destan” terimi birden fazla nazım şekli ve türü için kullanılmış ve kullanılmaktadır. Eski Türk Edebiyatı nazım şekillerinden mesnevilerin bir bölümü ve manzum hikâyeler, Anonim edebiyatta ve Âşık edebiyatında koşma veya mâni dörtlükleri ile yazılan veya söylenen ferdî, sosyal,tarihi, acıklı veya gülünç olayları tahkiye tekniği ile çeşitli uslûplarla aktaran nazım türüne ve bu yazıda ele alınan kâinatın, insanlığın, milletlerin yaradılışını , gelişimini, hayatta kalma mücadelelerini ve çeşitli olay ve nesnelerle ilgili sebeb açıklayan ve Batı Edebiyatında “epope” terimiyle anılan eserlerin tamamı da Türk edebiyatı geleneği içinde “destan” adı ile anılmaktadır. Bütün dünya edebiyatlarının başlangıç eserleri olan destanlar, çeşitli konularda yaradılış hikâyeleri yanında, milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış bir kahramanın veya tarih olayının millet muhayyilesinde ortak sem…

Manas Destanı [ Tüm Yönleriyle ]

Resim
Kırgızlar arasında oluşan Manas destanı bugün de bütün canlılığı ile devam etmektedir. Manas destanının 11 ile 12. asırlar arasında meydana geldiği düşünülmektedir. Bu destanın ana kahramanı Manas da, tıpkı Oğuz Kağan destanının İslâmî rivayetindeki ve Satuk Buğra Han gibi İslamiyeti yaymak için mücadele eden bir yiğittir. Böyle olmakla birlikte Manas destanında müslümanlık öncesi Türk kültür, inanç ve kabullerinin tamamını sergilenmektedir. Bazı varyantları dört yüz bin mısra olan Manas destanı Türk-Bozkır medeniyetinin Kazak -Kırgız dairesinin kültür abidesi niteliğindedir.

Büyük Türkolog Wilhelm Radloff (1837-1918) bu destanla ilgili ilk derlemeyi, Kırgızistan’ın Tokmak şehri güneyindeki Sarı Bağış boyuna mensup bir Manasçıdan 1869′da yaptı. Radloff’un derlediği yedi bölümlük Manas Destanı, toplam 11 bin 454 mısradan oluşuyor. Fakat, Manasçıların okuduğu dize sayısı, 16 bin mısra civarındadır.

Kırgız Türklerinin ulusal kahramanı Manas’ın etrafında örgülenen Manas Destanı’nın ilk bölü…

Atatürk'ün Kendi Gibi Büyük Anısı

Resim
Kuzum Mustafa sen deli misin!

Ali Kemal'i bu güne kadar işbirlikçi olarak tanıdık.Bu tanımlama doğrudur ama yetersizdir.Ali Kemal'in yazdıkları, Kurtuluş Savaşının hangi imkanlar dahilinde yapıldığını kavramamızı sağlayan, önemli tarihi belgelerdir.Ali Kemal yazılarında kimi zaman, gerçekçi durum tespitlerinde bulunmuştur.

Ali Kemal'in şu ifadeleri Kurtuluş Savaşının hangi imkanlar dahilinde yapıldığını bizlere çok güzel bir şekilde gösteriyor;

“Mustafa Kemal ve ‘hempaları’ Eskişehir’de karargâhlarını kurmuşlar, Karabekir’ler, Kazım’lar, Nurettin’ler, Fuat’lar, Selahattin’ler sözde kolordularının başına geçip Yunanlılara karşı büyük taarruza hazırlanıyorlarmış. Bu çılgınca teşebbüsün acı sonucu ne olacaktır? Size bir kelimeyle özetleyelim: İzmihlal. Gene izmihlal, daima izmihlal. Çünkü Yunanistan’ın orduları var, cephanesi var. Sonuçta İngiltere gibi büyük bir yardımcısı var. Bizim serserilerin ise yoksunlukları her bakımdan yürekler acısıdır.”

Ali Kemal yazının sonunda…

Grejuva ( Rum Ateşi'nin Sırrı)

Resim
Eğer Rum ateşinin sırrı olmasaydı, Avrupa'nın şekli ve dünya tarihinin yönü çok daha farklı seyredebilirdi.


İşte sırrı bugün bile çözülemeyen tarihi ateşin öyküsü.

Takriben İ.S. 675-950 yılları arasında kullanılan ve gizli silahların ilk örneği kabul edilen Rum Ateşi bugünde gizemini korumaktadır. Bizanslıların çatırdayan antik imparatorluklarını savunmakta kullandıkları napalm benzeri yakıcı bir maddeydi. Teknolojisi yalnızca imparatorluk ailesi ve etrafındakiler tarafından bilinen sıkı korunan bir sırdır. Günümüzde de hâlâ sır olarak kalmaya devam etmektedir.

O dönemde çok idareli kullanılmaktaydı. Etrafını çevreleyen sır perdesi yüzünden sonunda kaybolup gitmiştir. Bununla birlikte, tarihin yönünü değiştiren en iyi sır örneklerinden biridir.



İ.S. 673 yılında, Bizans İmparatorluğu bir zamanlar Roma olan bir görkemin tek kalıntısı ve Avrupa uygarlığının son son siperiydi. Üç yüzyıl boyunca doğudaki ve batıdaki düşmanlarla uğraştıktan sonra karşısına yeni bir tehdit çıkmıştı ve e…

Osmanlı İmparatorluğuna Masonların Gelişi

Resim
Kırım Savaşı'ndan sonra Osmanlı Devleti'nin hızlı bir şekilde Avrupa kapitalizminin çarkları arasına girmesi ve buna paralel olarak yabancıların ve gayri Müslim Osmanlı vatandaşlarının daha rahat bir şekilde ticaret hayatına girmeleri ile 1860'larda Galata'da, Avrupa'nın borsalarından farklı, kendine has bir yapıya sahip büyük bir para pazarı oluşmuştur. 1866'da Prusya -Avusturya, 1870'de ise Prusya-Fransa savaşları nedeni ile Avrupa'dan borç alamayan Osmanlı Hükümeti, kısa vadeli borçlar için Galata'ya yönelmiş ve bu tutum gün geçtikçe kanıksanan bir çözüm yolu olmuştur. Osmanlı Devleti’nin Avrupa'dan kendi başına borç alamaması karşısında Galata bankerleri daha da önem kazanmıştır. Galata sermayesi Osmanlı hükümetini hiçbir zaman boş çevirmemiş, ancak borç verme koşullarını ağırlaştırarak, gittikçe daha büyük ve sağlam garantiler istemiştir.

1870'lerde Galata bankerleri Osmanlı maliyesini ve bütçesini tamamen kontrolleri alt
ına almışlardı…