Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı

Resim
92. yılını kutladığımız 29 Ekim Cumhuriyet Bayramınızı tebrik eder, bu vesile ile ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere tüm şehitlerimizi, gazilerimizi yad ederim.


Oğuzhan Koç






BİR HUN BAŞKENTİ: T’UNG-WAN CH’ENG

Resim
Çin yıllıklarında Hunlar’ın kurduğu Hsia Devleti başkentinin görkemi ve güzellikleri uzun uzadıya anlatılır. T’ung-wan Ch’eng adını taşıyan bu Hun başkenti nihayet Çinli arkeologlar tarafından tespit edildi ve dünyaya duyuruldu. Çin Halk Cumhuriyeti’nin Sha’an-hsi Eyaleti’nin kuzeyinde, iç Moğolistan Özerk Bölgesi’ne sınır olan Yu-lin şehri Chin-pien kasabasının 58 km. kuzeyinde Pai Cheng-tzu adlı köyün yakınında bulunan şehir hem Hunların şehirciliğine en önemli bilgileri verecek şehir kalıntısı olması hem de bulunan ilk ve tek Hun başkenti özelliğini taşıması açısından tarihi değeri oldukça büyüktür.

Prof. Dr. Tilla Deniz BAYKUZU – Trakya Üniversitesi (Edirne)



Türklerde Arslan Motifi

Resim
Merhum Faruk Sümer, Arslan kelimesinin ad veya unvan olarak (Ak Arslan, Kara Arslan, Kızıl Arslan, Gök Arslan, Arslan Apa, Arslan Boğa, Arslan Taş, Arslan Şah v.s.) Türklerde kullanıldığına işaret etmiştir.

Batı Türklerinin sembolünün Arslan olduğunu vurgulayan Saadettin Gömeç ise Arslan kelimesinin Türk destanlarında da sıkça rastlanan bir motif olduğunu belirtmektedir.


İslamiyet öncesi Türk tarihinin otorite ismi merhum Bahaeddin Ögel de “Türklerin İslamiyet’e girmesi ve Uygurların büyük bir imparatorluk kurmaları üzerine Arslan motifi de kendini göstermeye başlamış ve Mısır’daki Memluk efsanelerinde olduğu gibi Türklerin ilk ataları Arslanlarla beraber yaşamıştı” demektedir. Yine Ögel, Altay Hun çağına ait kurganlarda arslan motifine rastlandığını, Batı Göktürk Kağanı İstemi’nin tahtının altından dört arslan üzerine oturduğunu, Uygur tahtlarının da arslanlı olduğunu ve Turfan Uygurlarının hanlarının da uzun zaman “Arslan Han” lâkabını muhafaza ettiklerini söylemektedir.

Türklerde A…

Altay ve Tanrı Dağları

Resim
Türk dünyasına özellikle tarihi açıdan baktığımızda iki mühim dağ silsilesine tesadüf edilir ki; birisi Altaylar, diğeri de Tanrı Dağlarıdır. İkisi de Türkler için bugün dahi kutlu mekanlardır.

Bilindiği üzere Altay ve çevresi Hakas, Tuva, Altay ve hatta Kazak Türkleri’nin yaşadığı topraklardır. En eski Türk izlerini buralarda görebiliriz. Altay Dağları Türkleri besleyen, büyüten ana kucağı gibidir. Hun-Türk destanlarında, Kök Türk efsanelerinde hep başrolde o vardır. Türkler büyük bir bozguna uğradıktan sonra sağ kalanlar bu dağa gelip, sığınmışlar; orada çoğaldıktan sonra tekrar dünyanın efendisi olmuşlardır. Dolayısıyla vefakar Altay Dağları, Türklerin hatırasından hiçbir zaman çıkmadı. Ayrıca eski Türk devlet anlayışı ve düşüncesine göre de, Altay’ın sahibi, devlete de egemen oluyordu.


Tanrı Dağı’nın çevreleri ise istisnasız belki bütün Türk kabilelerine yaylaklık ve kışlaklık yaptı. Onun eteklerinden çıkan sular tarih boyunca Türkistan ovasını suladı. Kutlu zirveleri Tanrı makamı…

10 Temmuz 1894 İstanbul Depremi

Resim
İstanbul, son şiddetli depreme 10 Temmuz 1894 tarihinde sahne olmuştur. Deprem, güneyden kuzeye doğru üç şiddetli sarsıntı halinde hissediidi. Beyoğlu ve Boğaziçi'nde daha az zarar verdi. Depremin merkezinin Yeşilköy'den 8 kilometre uzaklıkta ve güneydoğu Marmara Denizi'nde olduğu tespit edilmiştir. Birçok sivil bina hasara uğramıştır. Bunlar arasında; Kapalıçarşı, Bitpazarı, Yağlıkçılar, Çadırcılar, Mercan Çarşı tarafları tamamen yıkılmıştır. Mercan sokağında kükürtlü su fışkırmış, Sirkeci'de istasyon zarar görmüştür. Fatih, Beşiktaş, Ortaköy, Sultan Ahmet, Aksaray, Edirnekapı, Topkapı, Balat, Bakırköy, Silivrikapı semtleri zarara uğrayan yerlerdir. Semih Tezcan, Yalçın Acar, Ahmet Civ tarafından hazırlanmış olan bir araştırmada, bu depremin şiddetini 9, enlemini 40,60 boylamını da 25,60 olarak belirtmektedir.


1894'deki bu deprem öğle saati 12.24'te meydana geldi. Sarsıntılar İstanbul dışında; Yanya, Bükreş, Girit, Yunanistan, Konya ve Anadolu'nun büyük bir…

Türk Destanlarında Dokuz Sayısı

Resim
Özellikle Oğuz Kağan Destanı’nda önemli bir yer tutan dokuz rakamı, Türk kültüründe de en çok kullanılan sayılardan biridir. Destana göre Oğuz Kağan’ın seferlerden zaferle döndüğünde dokuz bin koyun, dokuz yüz sığır kestirdiği, derisinden doksan dokuz havuz yaptırdığı ve dokuzuna rakı, doksanına kımız doldurttuğu ifade edilmektedir.

Yaratılış destanına göre, Tanrı, dokuz dallı bir ağaç ve bu ağacın her dalının altında bir insan yaratmıştır. Yedi kat gökten sonra gelen Arş ve Kürsî birer kuşatıcı kat sayılarak, göklerin dokuz kattan oluştuğuna inanılmıştır. Şamanların, âyinlerde dokuz kat göğe çıkıp, dokuz katı da dolaşarak indiği de kaynaklarda dile getirilmektedir. Şamanın birçok uygulamasında dokuz rakamı ibadet ritüelinde önemli bir yer tutmaktadır. 
Tanrı Ülgen’in dokuz oğlu ve dokuz kızı, Yeraltı dünyasının başı Erlik Han’ın da Karakızlar denilen dokuz kızı vardır. Zaten Şaman cübbesinin yakasından sallanan dokuz küçük kukla Ülgen’in dokuz kızını, küçük cübbeler ise onların elbise…

Maniheizm / Mani Dini

Resim
Maniciliğin kurucusu olan Mani, o zamanlar Sasani kültür çevresinde bulunan Güney Mezopotamya’da 216 yılında bir Hıristiyan olarak doğdu. Yaşadığı bölgedeki hakim dini inanışların etkisinde, eklektik bir yorumla gnostik düşüncelere dayanan züht ve takva yani dinsel bir arınma yolu kurmuştur.

Mani kendisini Hakikat Tanrısı’nın peygamberi ve evresel dinin kurucusu ilan etmiştir; kuşkusuz bu din ikiciliğe (dualizm) dayanan, toplumsal sınıfların koruyucusu aristokrat Mazdeizm’e (Zerdüştlük) bir tepki hareketi olarak doğmuştur.


Mani, “Doğu’dan Batı’ya kadar yer kürenin bütün bölgelerine yaşam ekinini ekmek” iddiasıyla öğrencilerini Suriye, Mısır ve Doğu İran’a gönderdi. Ancak İran aristokrasisinin sözcüsü Zerdüşt ruhban sınıfı Magi’nin baskısı ile hapse atıldı ve 276 yılında işkence ile öldürüldü. Istırabını ve haça gerilişini tanıklık eden inananları, onun “Işık Ülkesi”ne yükseldiğine inandılar. “Işık Öğretisi” diye anılan Maniheizm, Suriye’den; Filistin, Kuzey Afrika, Mısır, Anadolu ve Erm…

Oğuzların Yapısı

Resim
Onlar genellikle düz kara saçlı, ela gözlü, yuvarlak yüzlü, düz burunlu insanlardır; aralarında mavi gözlü olanları az veya nâdirdir; bu gibilere, çok defa, bu vasıfları bir sıfat olarak verilir (Gök Mehmed = mavi gözlü Mehmed; Gök kız = mavi gözlü kız); pek çoğunun ciltleri beyazdır; yüz ve ellerindeki esmerlik güneş yakması ile ilgilidir; boyları ortadan uzun olup, gövde kısmı alt tarafa nazaran kısa değildir; onun için at üstünde heybetli görünürler ve rahatça ok atarlar ve kılıç sallarlar.



Kaynakça:
Prof. Dr. Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri, Boy Teşkilatı, Destanları, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, 2. Baskı, s.XIV.


Selehaddin Eyubi'nin 10 Liderlik Sırrı

Resim
ilim öğren ya cihad et

Selahaddin Eyyubî’nin şahsiyeti üzerinde Zengîler Devleti’nin ünlü hükümdarı Nureddin Mahmud Zen­gî’nin (1146-74) büyük etkisi olmuş­tur. Selahaddin, ölümüne kadar Mı­sır’ı Nureddin’in naibi sıfatıyla idare etmiş, iç ve dış düşmanlara karşı ko­rumuş ve bu bölge için gerekli idarî, askerî, kültürel ve iktisadî reformları yaparak ülkeyi içte ve dışta itibarlı hale getirmiştir. Yemen, Hicaz, Libya ve Kuzey Sudan’ı kontrolü altında tu­tan Selahaddin, 3. Haçlı Seferi sırasın­da verdiği mücadele ve sağlam duru­şu ile İslam dünyasının kahramanlık sembolü haline geldi. Aynı zamanda imarcı, kültürel ve insani değerlerin koruyucusuydu. Zamanını ilim, cihad veya devlet işleriyle geçirirdi.

Davana inan, hedefe kilitlen

Nureddin Zengî’nin ölümünden sonra iki ana gaye uğrunda çaba har­cadı: 1) Nureddin döneminde oluştu­rulan siyasî birliği dağılmaktan ko­rumak ve onun zamanında girişilen imar faaliyetlerini devam ettirmek, 2) bir türlü gerçekleştirilemeyen Ku­düs’ün ve sahil bö…

Osmanlı'dan Kalma Deve İskeleti Bulundu

Resim
Avusturya’da 17. yüzyıldan kalma bir mahzende Osmanlı ordusu tarafından binek hayvanı olarak kullanıldığı sanılan bir devenin iskeleti bulundu. 1683’te Dördüncü Mehmet dönemindeki İkinci Viyana Kuşatması sırasında Viyana yakınlarındaki Tulln kentinde bırakıldığı veya takas edildiği sanılan hayvanın kemikleri Orta Avrupa’da hiç eksiksiz bulunan ilk deve iskeleti oldu. Kemikler üzerinde yapılan DNA analizi, hayvanın orduda popüler olan melez bir deve türünden olduğunu ortaya çıkardı.

Kemiklerde ayrıca, hayvanın üzerine eyer takıldığını ve binildiğini gösteren belirtiler bulundu. PLOS One dergisinde yayımlanan bulgular, kentte yeni bir alışveriş merkezi yapılması için sürdürülen çalışmalar sırasında yapılan arkeolojik bir kazıda ortaya çıkarıldı.



Mahzende bulundu

Araştırmacılar tamamıyla korunmuş olan deve iskeletini, atılan çöpler, çanak ve çömleklerle dolan bir mahzende buldu. Konuyla ilgili makaleyi kaleme alanlardan Dr Alfred Galik, BBC’ye verdiği demeçte, “ilk başta tuhaf bir büyükbaş …

Tokat’ta Antik Kent Gün Yüzüne Çıktı

Tokat’taki Sebastapolis Antik Kenti’nin gün yüzüne çıkarılması için ören yerinin üzerinde kurulu Sulusaray ilçesinin başka yere taşınması düşünülüyor.

Tokat’ta Sebastapolis Antik Kenti üzerinde kurulu bulunan ve merkez nüfusu 3 bin 500 olan Sulusaray ilçesinin, ören yerinin gün yüzüne çıkarılması için başka yere taşınması planlanıyor. Sulusaray Belediye Başkanı Halil Demirkol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sebastapolis Antik Kenti’nin ilçe merkezinde yer aldığını söyledi. Antik kentin 3 medeniyete ev sahipliği yaptığını belirten Demirkol, “Antik kentte 22 sene aradan sonra 2013 yılında kazı çalışmaları başladı, 3 yıldır devam ediyor. Bu sene 10 evimiz kamulaştırılacak. Kazı çalışması bu sene de sürecek. Kültür ve Turizm Bakanlığımıza verdiği desteklerden dolayı teşekkür ediyoruz.


Sebastapolis Antik Kentimizi gün yüzüne çıkarmak için ilçemizi buradan başka bir bölgeye taşıyacağız.”Demirkol, antik kentin üzerinde çok sayıda ev bulunduğunu, bu evlerin bir an önce boşaltılması ve TOKİ …

İlber Ortaylı - eski dünya Seyahatnamesi

Resim
İLBER ORTAYLI İLE ESKİ DÜNYA’YA YOLCULUK FIRSATI…

“Eski Dünya Seyahatnamesi rastgele bir isim değil. Henüz Balkanlar ve Ortadoğu’nun eski havasını muhafaza ettiği günlerdeki gezilerimi içeriyor. Tarih, gezginin vazgeçemeyeceği bir değerlendirme alanı… Benim eski dünyam, bugün artık değişiyor.”

İLBER ORTAYLI

Çok gezen mi daha iyi bilir, yoksa çok okuyan mı?
Peki ya hem okuyup hem de gezme imkânı bulanlar? Küçük bir bavul ve rehber kitaplarıyla Balkanlardan Avrupa’ya, Akdeniz’den Uzakdoğu’ya 45 yıldır gezen “seyyah” İlber Ortaylı’ya eşlik etmek isterseniz ESKİ DÜNYA SEYAHATNAMESİ tam size göre!
Isfahan, Venedik, Kudüs, Kırım, Tokyo, Yemen, Barcelona, Girit, Berlin, Japonya, Kafkasya, Hindistan, Bosna… Günümüzün Evliya Çelebi’si İlber Ortaylı’nın henüz Avrupa, Balkanlar ve Ortadoğu’nun eski havasını muhafaza ettiği günlerdeki gezilerine eşlik ederken ülke ve şehirlerin büyülü zamanlarına gidecek ve seyahat notları üzerinden, artık değişen, izleri silinmeye başlayan Eski Dünya’nın kapıların…

Ön-Türklerin Ortaya Çıkışı

Ön Türklerin ortaya çıkışı ile Dünya Tarihi yazılmaya başlandı. Asya steplerinde ortaya çıkan bu toplum, tarihin sonraki evrelerinde Dünya medeniyetini inşa edecektir.








Ön Türk’ler! Yani Türk’lerin ataları. Türk Tarihinde henüz son 100 yılda gün yüzüne çıkartılabilmiş ve günümüz teknik imkanlarıyla ana hatlarına ve kısmen de olsa detaylarına vakıf olabildiğimiz Ön Türkler dönemi tarihimiz açısından fevkalade öneme sahiptir. Öncelikle Ön Türk ifadesini netleştirmemiz gerekiyor. Ön Türkler, Türk olarak tanımladığımız etnik kimliğin kökenlerini teşkil eden unsurlardır. Bu unsurlara tam anlamıyla Türk’tür diyemeyiz. Çünki bu toplum kendilerine henüz “Türk” dememektedir. Kendilerine Türk sıfatını koymaları binlerce yıl sonra gerçekleşecektir.


Bunun yanında Türk değildir dememizde mümkün değildir. Zira Türk kimliğini oluşturan genetik, etnik, kültürel, dini ve toplumsal temeller Ön Türk’ler döneminde inşa edilmiş ve günümüze kadar Türk’ler tarafından miras olarak kabul edilerek yaşatılmıştır…

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun

Resim
Ulusal egemenliğimizin yegane teminatı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışı ve Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün tüm dünya çocuklarına armağan ettiği; hepimizin bir nebze çocuk kaldığı ''23 Nisan'' Kut'lu olsun.




Anadolu Tarih


1992 Hocalı Belgeseli'ne Büyük İlgi

Resim
Eskişehir Azerbaycan Derneği ve Tarih Tarih'in katkılarıyla Anadolu Tarih Genel Yayın Yönetmeni Oğuzhan
Koç'un Yönetmenliğini yaptığı 1992 Hocalı Belgeseli Eskişehir'de yoğun ilgi ile karşılandı. Hazar Kısa Film Festivalinden eli boş dönmeyen belgesel bir çok Hocalı Soykırımını anma programında seyircilere izletildi.

Belgesel Hocalı Soykırımını konferanslarda dinleyicilere anlatmak isteyen profösörlere görsel kaynaklık etmesinin yanı sıra belgesel, sahip olduğu konuşmacılar ile kalitesini bir kez daha kanıtlamış durumda.

Görüntü Yönetmenliğini Mert Güneş'in Yard. Yönetmenliğini Özlem Çelik'in yaptığı belgesel bir haftalık bir çekim maratonunun ardından yayına girdi. Yayın öncesi Hocalı hakkında her türlü araştırmayı Anadolu Tarih ve Tarih Tarih ekibi beraber yaptılar.

Belgeselin tezlerini sağlamlaştıran konuşmacılar; Milliyetçi Hareket Partisi Mv. Sinan Oğan, Eskişehir Azerbaycan Derneği Başkanı Sn. Cavid Aydın, Kafkassam Derneği başkanı Hasan Oktay ve Bizim Ahısk…

Misak-ı Milli'nin Kabul İmzaları

Resim
Altında 121 Milletvekilinin imzası olan Türkiye'nin kuruluş belgesi Misak-ı Milli'nin orijinal belgesi


-Anadolu Tarih

İlk Türk Denizci Beyliği

Resim
Anadolu Türk denizciliğinin temelleri daha XI. yüzyıl sonlarında İzmir ve havalisinde atılmış olmasına rağmen Türkler denizle daha önce tanışmışlardı. Nitekim Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu olan ve aynı zamanda Selçuklu hanedanından gelme Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın, Bizans’ın elinde bulunan İznik’i zapt etmesi suretiyle Türkler ilk defa olarak Marmara kıyılarına yerleşmiş ve İznik şehri başşehir yapılmıştır. İznik’in başkent olarak seçilmesi Türklerin bundan böyle denizlere yönelik bir politika takip etmesini göstermesi bakımından mühimdir.

Anadolu’da karmaşaların devam ettiği 1078-79 yılları arasında genç bir Türkmen Beyi olan Çaka Bey, Bizans güçleri eline esir düşmüş ancak Bizans’tan kaçtıktan sonra Anadolu’ya geçmeyi başarmış, öncelikle İzmir ve daha sonra Efes’te birer tersane kurdurarak ilk Türk Donanması’nı meydana getirmiştir.

Selçuklu Devleti’nin içinde bulunduğu durumu çok iyi değerlendiren Çaka Bey, biraz da bağımsız davranarak Ege’deki hakimiyeti ele geçirme faali…

Altay'dan Gelen Yiğit - Karaoğlan

Resim
Karaoğlan fedaisi olduğu Anadolu topraklarını ve bağlı bulunduğu hanlığı, Moğol işgalinden korumak için canını feda etmekten çekinmeyen bir Türk evladıdır. Savaş meydanlarındaki yiğitliği dillere destan olan Karaoğlan hükümdar kızlarından, Moğol prenseslerine kadar pek çok da kadının yüreğini yakmıştır. Bu sefer ezili rakibi Camoka'ya karşı Anadolu topraklarını kanının son damlasına kadar savunur...

1960'lı yılların ortalığı kasıp kavuran Karaoğlan çizgi roman serisinin, çizgilerin yaratıcısı Suat Yalaz tarafından sinemaya ilk uyarlaması olan film, henüz genç bir oyuncu olan Kartal Tibet'in de sinemaya geçiş yaptığı ilk yapım olma özelliğini taşıyor. Çekildiği dönem Anadolu'da fırtına estiren film, özellikle ardından gelen Karaoğlan, tarkan, Malkoçoğlu, Kara Murat gibi çizgi kahramanların ve epik tarihi aventürlerin de önünü açmıştır...

Kâtip Çelebi (1609-1657)

Resim
Kâtip Çelebi (1609-1657)


On yedinci yüzyıl Osmanlı bilim dünyasının en önemli simalarından biri olan Kâtip Çelebi hakkında günümüze kadar çok şey yazılmış ve söylenmiştir. Şüphesiz bu birikim, onun hayatını ve ilmî kişiliğini ortaya koymak açısından son derece önemlidir. Ancak bir yazarın kendisi hakkında, eserlerinde verdiği bilgileri göz önünde bulundurmak daha sağlıklı kanaatler ortaya konulmasına yardımcı olduğundan, Kâtip Çelebi'yi öncelikli olarak Süllemü'l-Vusûl ve Mîzânü'l-Hakk adlı eserlerinde verdiği otobiyografisi ışığında incelemekte fayda vardır.

Kâtip Çelebi Süllemü'l-Vusûl'da kendisini şöyle takdim etmiştir: "Doğum ve neş'et mahalli İstanbul olan Abdullah oğlu Mustafayım. Mezheben Hanefî ve meşreben İşrâkiyim.1 Beldemiz ulemâsı arasında Kâtip Çelebi, Divan mensuplarınca Hacı Halife diye anılırım". Kâtip Çelebi bu takdimden sonra annesini kaynak göstererek Şubat 1609'da doğduğunu belirtmiştir. Devamla babasının Enderun'da silahd…

Muhafazakârlık: II. Abdülhamid Dönemini Anlamada Bir Anahtar

Resim
İkinci Abdülhamid, modernleşme tartışmaları açısından Osmanlı tarihinin en ilginç figürlerinden birisidir. Bir taraftan bazıları, Abdülhamid'in 33 yıllık hükümranlığı döneminde modernleşme sürecini sona erdirdiğini iddia etmektedirler. Bu kişiler, Abdülhamid'e karşı temelde olumsuz yargılara sahiptirler. Bu kişilerin II. Abdülhamid'i algılamaları, Shaw'ın tasviri ile "kana susamış, gerici tiran, katil, zamanı mümkün olduğunca hızlı ve tamamen geri çevirmeye çalışan bir kişi" şeklindedir.1 Diğer taraftan bazıları da Abdülhamid'in reformları hızlandırdığını ve bu sayede 33 yıllık iktidarı süresince devletin bekasının biraz daha uzaması için uygun ortamı sağladığını iddia etmektedirler.2 Bu kişiler de II. Abdülhamid'i büyük bir reformcu, modernist, hatta bazen yürekten bir liberal olarak tasvir etmektedirler. Bu çalışmada Abdülhamid Dönemi'nin doğasını anlamak için bir orta yol bulma gayesi ile bu dönemin muhafazakâr düşüncenin sınırları içerisinde d…

müzik

Ölümle Dans Eden Askerler: Deliler

Resim
Osmanlı’nın askeri bir sınıfı olan Deliler'in tarih sahnesine çıkışları 15. yüzyıla denk gelir. Zamanla ordunun önemli bir parçası haline gelen Deliler'in görevi, sefere ordunun en önünde gitmek ve düşman saflarına hücum etmektir. İri cüsseleri ve ürkütücü kıyafetleri ile düşmana korku salarak arkalarından gelecek birliklerin işini kolaylaştıran Deliler aynı zamanda esir aldıkları düşman askerlerinden orduları hakkında bilgide ediniyordu.

Silah olarak eğri pala, kalkan, mızrak ve bozdoğan taşıyan deliler, başlarına pars ya da benekli sırtlan derisinden yapılmış tüylü bir miğfer giyerlerdi.

Bu birliğe “Deliler” denmesinin sebebi ise akli dengelerinin bozuk olmasından değil, atılgan ve gözü-pek olmalarındandır. Zaten “Deli” kelimesi Osmanlı Türkçesi’nde “akıl almayacak derecede cesur” anlamında kullanılmaktaydı. Bu askerlerin çoğunluğunu Türkler oluşturuyordu.

Bu birliğe girebilmek için savaş tecrübesi ve maharet özellikleri gerekliydi. Gerekli özelliklere sahip askerler, terti…

Altın Elbiseli Adam

Resim
1970 yılında, Kazakistan'da Alma-Ata'nın 50 km. kuzeyinde bulunan Esik kasabasında, garaj yapmak ve yol açmak için alçak bir tepenin düzeltilmesine karar verildi ve kazı başladı. O tarihe kadar o alçak tepenin bir höyük olduğunu kimse bilmiyordu. Çevrede eski kalıntılar da yoktu.

Kazı yapılırken kullanılan araç büyük bir kayaya çarptı, işçiler, kayayı parçalamak için üzerini örten toprakları kürekle açtılar ve bunun işlenmiş bir kaya olduğunu gördüler.

Durum, ilgili resmî makamlara bildirildi ve inceleme yapan arkeologlar tarihi bir eserle karşılaştıklarını gördüler. O tepe bir höyüktü, büyük bir mezarın üzerine yığılan kum tümsek idi.

Höyüğü açan arkeologlar muhteşem bir mezarla karşılaştılar. Bu, bir lâhid değil, Mısır piramidlerindeki firavun odasını andıran, her tarafı kapalı, süslü kayalarla yapılmış bir oda idi. Bu odayı itina ile açtılar ve asıl şaşkınlık o zaman oldu. Çünkü, bu ölü odasının içi pırıl pırıl altın eşya ile doluydu. Altın olmayan eşyalar da çoktu.







ALTIN…